Ana Sayfa » Sözlük » fee

  

Türkçe-İngilizce İngilizce-Türkçe

fee
(i)., (f). ücret; duhuliye, giriş ücreti; tımar, zeamet; doktor ücreti, vizite; (f). ücret vermek; ücretle tutmak. fee simple (huk). mülk, hususi bir varisler sınıfına munhasır olmayan mülk, şartsız veraset. hold in fee (huk). mülken mutasarrıf olmak, mülke tam sahip olmak. retaining fee avukata peşin olarak ödenen ücret.

feeble
(s). zayıf, kuvvetsiz, dermansız, takatsiz. feeble joke soğuk şaka. feeble minded (s). geri zekâlı; iradesiz. feebleness (i). zayıflık, kuvvetsizlik. feebly (z). zayıf bir şekilde, hafifçe, kuvvetsizce.

feed
(f). (fed) yedirmek, beslemek, yiyeceğini vermek; malzemesini vermek, ihtiyacını temin etmek; desteklemek; gıdası olmak; otlamak; yemek yemek, gıda almak, beslenmek; spor pas vermek, geçirmek. feed on karnını doyurmak. feed up fazla yedirmek; semirtmek. fed up with argo bezmiş, gına getirmiş, bıkmış, usanmış. feeder (i). yemek veren kimse, besleyici şey; yemek yiyen kimse veya hayvan; besleyen çay veya ırmak; ana demiryoluna bağlı hat; çevre yolu.

feed
(i). yeme; yem, yemek; yiyecek, gıda; (mak). besleme, işlenecek malzemeyi makinaya verme; bu malzemeyi makinaya veren cihaz; bu suretle verilen malzeme. feedback (i). geri itilim. feedbag (i). yem torbası. put on the feedbag argo yemek yemek. feed line besleyici boru. feed pump besleyici tulumba. feed trough lokomotifin su deposu. feed valve besleyici valf. feed water kazan suyu. off one's feed iştahsız. out to feed otlakta, merada.

feel
(f). (felt) dokunmak, el surmek; elleri ile yoklamak; hissetmek, duymak; anlamak, görünmek, hissini vermek, intiba uyandırmak. feel cold üşümek. feel for acımak. feel hot ateş basmak, (colloq). sıcaklamak. feel in one's bones içine doğmak. feel keenly kuvvetle hissetmek. feel like doing canı yapmak istemek. feel like oneself tam sıhhatte olmak, iyi olmak. feel one's oats canlı olmak, kibirli olmak, böbürlenmek. feel one's pulse nabzını saymak. feel one's way yavaş yavaş ve ihtiyatla ilerlemek. feel up to iktidarı olduğunu hissetmek yapacak halde olmak.

feel
(i). dokuma hissi, temas, dokunum; dokunarak yoklama; his, duygu. from the feel of it dokununca; havasından.

feeler
(i). dokunan kimse veya şey, hisseden kimse veya şey; (zool). dokunaç; (mak). kalınlığı ölçmeye mahsus araç; deneme kabilinden bir teklif veya bir şey. put out feelers ağzını aramak, ne düşündüğünü anlamaya çalışmak.

feeling
(i)., (s). his, duyu, duygu, dokunma; dokunma hissi; (çoğ). his dünyası, iç âlemi, merhamet, şefkat; (s). duygulu, hisli, hassas; şefkatli; dokunaklı, tesirli. hurt one's feelings hatırını kırmak, gücendirmek. feelingly (z). tesir ederek, hissederek, duyarak, hislerle.

feet
(bak). foot.

bilim dalı
bilim kurgu
bilimsel
bilimsel düşünce
bilinç
bilinç kaybı
bilinçaltı
bilinçlendirmek
bilinçlenme
bilinçlenmek
bilinçli
bilinçlilik
bilinçsiz
bilinçsizlik
bilinen
bilinmedik
bilinmek
bilinmeyen
bilinmez
bilirkişi
boding
bodkin
body
boer
boffin
bog
bogey
bogey, bogy, bogie
boggle
bogie
bogle
bogota
bogus
bogy
bohemian
bohunk
boil
boiler
boisterous
bold
   

Sitemizde 8 Kişi Online

Türkçe Blog
WordPress tabanlı ücretsiz, kaliteli blog oluşturma servisi.

Program indir
Kategoriler halinde düzenlenmiş sık kullanılan programlar arşivi.

Bi Cümle
Öyle bi cümle yazın ki....